18 Ocak 2010 Pazartesi

"It's not how you start, it's how you finish!"

"Nasıl başladığın değil, nasıl bitirdiğin önemlidir!"

Ronnie, Wembley'i inlettiği The Hours'un süper şarkısı 'Ali in the Jungle'la hafta boyunca kendine hatırlatmıştı bunu oysa ki... Ama bazen şarkıda geçen o 'come-back'in gerçekleşmesine hiçbir şey engel olamıyor, come-back 'geliyorum' diye bangır bangır bağırsa da. Ronnie'nin seçtiği şarkının sözleriyle, Masters'ı kapatışı arasında ne yazık ki kaderin cilvesi bir ironi var... Sanki Selby bir hinlik yapmış ve 9-6'dan gelip kazandıktan sonra Ronnie'yi kızdırmak için çalmış bu şarkıyı! Snooker kültürü laçkalaşmış olsaydı ülkemizde, bir Snooker Televole'miz olsaydı, eminim Ronnie'nin üzgün görüntülerinin üzerine defalarca bu şarkı döşenirdi, tekrar tekrar izlettirilirdi. Neyse ki snooker'ın anavatanı burası değil de en azından böyle bir iğnelemeye maruz kalmayacak...Selby ise artık kelimelerin yetersiz kaldığı bir performans gösteriyor Masters'ta. Snooker'la yeni ilgilenmeye başlayanlar, "E, sıralama turnuvası bile değil bu!" diyebilir; hatırlatmakta fayda var, Masters en yüksek ödüllü ikinci turnuva. Bir davet turnuvası ve sadece 18 oyuncu boy gösteriyor burada. Selby, Stephen Hendry'nin üst üste 5 şampiyonluk kazandığı, Jimmy White'ın yaşayan bir efsaneye döndüğü ve bu sayede 2010 Masters için de wildcard'ı kaptığı, merhum Paul Hunter'ın 4 seneden 3 şampiyonluk çıkardığı, Ronnie'nin tapılırcasına sevildiği Wembley'in tartışmasız bir şekilde yeni yaşayan efsanesi. İnanılmaz bir özgüvenle, asla pes etmeden oynuyor- özellikle de Wembley'de. Elleri titrese de zihni asla titremiyor ve asla geri adım atmıyor. Sanki dün bir strateji dahilinde oynadı Selby... 4-3'ten itibaren 7-6'ya kadar fark hep önce 2'ye çıktı, sonra 1'e indi; Selby hiç yakalamadı Ronnie'yi. Sanki 9-6'yı bekliyordu son darbeyi indirmek için; bir fırsat daha tanımadan öne geçip maçı noktalamak için...Maçın ayrıntılarına hiç girmeyeceğim; maç yazısında her şeyden bahsetmeye çalışmıştım zaten. Bu turnuva gösterdi ki; iyi snooker oynandığı zaman, oyuncular iyi olduğu zaman format arayışlarına girmeye gerek kalmaz! İlk turda elenseler de Neil Robertson'ın, Stephen Hendry'nin oyunları, burada varlık gösteremese de yeni süper yıldızımız Ding'in yükselişi, Mark Allen'ın güleryüzü ve performansı, Mark Williams'ın olağanüstü dönüşü, Ronnie'nin -kendi beğenmediğini tekrar edip dursa da- şiirsel oyunu, Selby'nin tarif edilemez açlığı ve yaydığı sempati... Bu maçları sağda solda anlatmalıyız; böyle bir heyecanın hiçbir sporda olmadığını eşe dosta söylemeliyiz. Snooker'la en ufak ilgisi olmasa da- dün akşamki maçı izleyip heyecanlanmayan biri, zaten bitkisel hayattadır da haberi yoktur!

5 yorum:

Meltem on 18 Ocak 2010 12:21 dedi ki...

'Snooker'la en ufak ilgisi olmasa da- dün akşamki maçı izleyip heyecanlanmayan biri, zaten bitkisel hayattadır da haberi yoktur!'

Bravo diyorum..

Hala olanlara inanamıyorum.. O son frameler.. Dün bi arkadaş da söylemişti, bundan sonra nası maç izleyip beğenicem bilemiyorum doğrusu.

Unknown on 18 Ocak 2010 13:00 dedi ki...

Bir cok macin tamamindan alamayacagimiz zevki ben sondan ikinci frame'de aldim. Her frame boyle olsa zaten bu sporun tanitima ihtiyaci kalmaz.

seewee on 18 Ocak 2010 13:08 dedi ki...

egemen sen naptın yaw,hangi frameden zevk almadın ki.ilk seansa seyrettiğim en iyi ronnie oyunu vardı.ikincisinde ise selby.son seansta ise ikiside iyidi.bence tamamı zevkliydi maçın

Semih Şahin on 18 Ocak 2010 13:27 dedi ki...

Bundan sonra Selby bu başarıyı devam ettirir mi bilmem ama bundan sonra Selby karşısında farkla öne geçen her oyuncunun bu maçı hatırlayacağı kesin...

seewee on 18 Ocak 2010 13:58 dedi ki...

ya zaten selby mental olarak kuvvetli biri,bunu snooker oyuncularının çoğu bilir.ilk geri gelişi değil bu

Yorum Gönder

 
Snooker Türkiye Copyright © 2009 Blogger Template Designed by Bie Blogger Template